Dijital çağın analog zihinleri

Erkin Şahinöz

  • 05 Temmuz 2020

Blockbuster bir zamanlar dünyanın en büyük VHS film kiralama şirketiydi. Şirket 1990’lı yıllarda ismiyle müsemma bir şekilde hızla büyüyordu. Zirveye 2004 yılında ulaştı. Dünya genelinde 84.300 çalışanı ve 9.094 mağazasıyla Amerikan rüyasını gerçeğe dönüştürmüştü. Lakin üst yönetim Blockbuster’ın iş modelinin “S” eğrisinin son aşamalarına geldiğinin farkında değildi. Somut ekosistemin “soyutlaşmaya” başladığını gözden kaçırmışlardı. 1997 yılında kurulmuş olan Netflix Blockbuster’ın kuyusunu kazmaya başlamıştı çoktan. Buna rağmen, Netflix’in CEO’su 2000 yılında Blockbuster’a teklif götürdü, “50 milyon dolara bizi alın” dedi, Blockbuster teklifi reddetti. Birkaç yıl sonra tarihin en pahalı “hayır”larından biri olarak kayda geçecekti.

Netflix, Blockbuster gibi fiziki büyümeyi tercih etmedi. Zamanın ruhuna uygun bir şekilde sanal büyümeyi hedef aldı. Somut değil, soyut düşünüyordu. Netflix, mağaza yatırımı yapmıyordu, filmleri ilk yıllarda DVD’ye kaydedip müşterilerine posta ile gönderiyordu. Oldukça “çevik” bir iş modeli kurmuştu. Büyük olanın küçük olanı yuttuğu dönem bitiyor, çevik olanın hantal olanı tarihe gömeceği dönem başlıyordu. Amazon’un kitapçılıkta yaptığını film sektöründe yapan Netflix’in bugünkü karnesi ortada;  180 milyon aboneye ulaştı, piyasa değeri ile Walt Disney’i geride bıraktı.

Niye buradan girdim? 

Yazının ana görselinde gizemli bir denklem bulunuyor, onu anlatacağım. Yıl 2006. Netflix, verinin 21. Yüzyılın petrolü olduğunu çoktan keşfetmişti. Katma değeri artırmanın yolunun “tavsiye sistemini” sürekli iyileştirmekten geçtiğini biliyordu. Bunu yapabilmek için binbir türlü yola başvurdular. Ve bugün Netflix, müşterisinin yüzde kaçının izlemeye başladığı dizinin birinci bölümünü tamamladığını, dizinin birinci bölümünü tamamlayanların ne kadar zaman sonra ikinci bölüme geçtiğini, diziyi hangi sahnede izlemekten vazgeçtiğini, hangi günlerde hangi saatlerde film seyrettiğini, nerede ileri nerede geri sardığını, lokasyonunu, hangi cihaz ile izlediğini, hangi filmi ya da diziyi aradığını, neyi merak ettiğini, hangi ses düzeyini tercih ettiğini ve nicelerini biliyor. Buna büyük veri analizi diyoruz.

Netflix, müşterisini bilebilmek için, bir sonraki davranışını tahmin edebilmek için, karar anını öngörebilmek için, hangi diziyi ya da filmi tercih edebileceğini tahmin edebilmek için, genele yaygın pazarlama yapmak yerine kişiselleştirilmiş pazarlama geliştirebilmek için her yıl veri mühendisliğine milyonlarca dolar para akıtıyor. Biz firmalarımıza “hadi dijital check-up’ınızı yapalım, dijital dönüşümün neresinde olduğunuzu tespit edelim sonra çözüm geliştirelim” dediğimizde “şimdi ne gerek” bakışı ile karşılaşıyoruz çoğunlukla.

2006 yılına gidiyoruz

Efsaneleşmiş bir “açık inovasyon” örneğini paylaşacağım. Netflix, kazananın 1.000.000 USD ile ödüllendirileceği bir yarışma başlattı. Herkesin katılımına açık olan bu yarışmada asıl amaç Netflix’in kendisine ait “müşteriyi bil” algoritmasından yüzde 10 daha başarılı bir algoritma geliştirilmesini sağlamaktı. Dünyanın her tarafından matematikçiler, yazılımcılar ve mühendisler büyük ödülü alabilmek için çalışanı ya da yatırımcısı olmadıkları bir şirketin sorununu çözebilmek için büyük rekabete girişti. İlk denemelerinde sadece gelişim ödülü ile yetinmek zorunda kalan takımlar en sonunda birleşti. BellKor, BigChaos ve Pragmatic Theory takımlarının bir araya gelmesiyle oluşan BellKor's Pragmatic Chaos takımı Netflix’in algoritmasını yüzde 10 iyileştirdi ve ödülü kazandı. O gün Netflix’in derdini çözerken, müşterisini daha iyi bilebilmesi için geliştirilen “topluluk öğrenmesi/ensemble learning” tekniği bugün çok daha ileri aşamalara getirilmiş sürümleri ile yüz okuma başta olmak üzere birçok alanda kullanılıyor.


(Görseldeki denklemde, Netflix ödülünü kazanan takımın algoritmayı geliştirebilmek için film-film ağırlıklarının üçüncü setini de eklediklerini görülüyor)

Ronald Coase’nin dediği gibi, “Veriyi kurcalarsan, sana her şeyi söyleyecektir.” Artık Türkiye’de de ‘borsa’ ve ‘ödeme platformu’ ile bütünleşmesi sağlanmış blokzincir teknolojileri var. Şirketlere; kripto para, jeton (token) veya TL ile ödeme sistemi, dijital cüzdan ve müşteri sadakat programı oluşturma imkanı veren uygulamalar var. Blokzincir tabanlı çözümler ile tedarik zincirini çok daha verimli yönetebilmek ve büyük veri analizi yapabilmek artık mümkün. Yeni fikirlerin can suyu olan ihtilaf ortamını oluşturmaktan korkmayalım, açık inovasyon tekniğini kullanalım, müşterimizi ve tedarikçimizi de AR-GE’nin içine sokalım, her şeyi bildiğimizi zannetmeyelim, dış akıl kullanalım. Dijital çağda analog düşünmeyelim.

Son söz: “Açılmamış kanatların büyüklüğü bilinmez.” Andre Gide.

Kaynak: https://www.netflixprize.com/assets/GrandPrize2009_BPC_BellKor.pdf


Kripto para piyasasıyla ilgili en güncel haberlerden ve analizlerden anında bilgi sahibi olmak için bizi Twitter - Facebook hesaplarımızdan ve Telegram grubumuzdan takip edebilirsiniz…